27 Ağustos 2014

Etyen Mahçupyan'ın 'en hakiki sınavı'nda ne yapmalı?







27 Ağustos 2014


Etyen Mahçupyan 3 Ağustos 2014 tarihli Akşam Gazetesi’nde “Azınlıkların en hakiki sorusu” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazı Azınlıkların(1) Tek Parti döneminde yaşadıkları devletçi-bürokrat baskılarla yaşadıkları dışlanma sonucu kendi içlerine kapanarak ve Müslüman kitleyi küçük görerek bir nevi savunma mekanizması geliştirdiklerini ancak bu tutumun bugün “AKP’nin taşımakta olduğu ihtilalci değişim sürecinde halen çözemedikleri bir ikilemle karşı karşıya” kalmalarına yol açtığından bahsediyordu.
Mahçupyan’ın bu tezini bir takım tarihsel argümanlarla desteklemesinin yanı sıra Yahudi cemaatinin büyük kısmının Sözcü gazetesi okuduğu iddiasına dayandırması biraz şaşkınlık biraz da kızgınlıkla karşılandı. Özellikle İsrail’in Gazze’yi bombaladığı bir dönemde kaleme alınan yazı Yahudi cemaatini öne atmasıyla tahrik edici bulundu, bir de üstüne Erdoğan’ın “Affedersiniz bana daha kötü şeylerle Ermeni dediler” açıklaması gelince yazı iyice açığa düştü.

25 Ağustos 2014

Affedersiniz...









Evrensel Pazar 10 Ağustos 2014


Dikran M. ZENGİNKUZUCU

Geçen hafta içi bir TV röportajında canlı yayında Başbakan’ın ağzından acıklı şekilde “Bana Gürcü, affedersin çok daha çirkin şeylerle Ermeni diyenler oldu” sözleri döküldü.
Tabi Başbakan’ın acısını biz de derinden hissettik…
Bunun için yüzyıllar hatta bin yıllar boyunca bu coğrafyada tüm akınlara, savaşlara, kırımlara, asimilasyona karşın kültürümüzü korumayı başardığımız, bu topraklar üzerinde komşularımızdan farklı ama uyumlu olarak varlığımızı sürdürmekte inat ettiğimiz için affedersiniz…
Affedersiniz atalarımızın “20. yüzyılın başındaki koşullarda tehcir sırasında” kendi kendini kırarak sizi üzüntülere sürüklediği için…

4 Ağustos 2014

2 Turlu Seçim “Delikanlılığı” Bozar…









6 Ağustos 2014


http://www.demokrathaber.net/2-turlu-secim-delikanliligi-bozar-makale,7791.html


10 Ağustos’ta Türkiye, Cumhurbaşkanlığı seçimi için sandık başına gidiyor. Yurtdışında oy kullanımı başladı da bitti bile… Türkiye siyasal sisteminde ve geleneğinde Cumhurbaşkanının yeri ve seçilme yöntemi hakkındaki tartışmayı bir yana bırakalım. Aslında bu seçim Türkiye’nin siyasal sisteminde bir değişikliğin simgesel ve pratik olarak bir göstergesidir.
Artık, Tanzimat ve Cumhuriyet dönemine şekil veren, birçok kurumunu Devrim Fransa’sından ödünç alınan 150 yıllık bir geleneğe nokta koyuluyor. İlhamını pozitivist Fransa’dan alan Osmanlı-Türk modernleşmesi içerisinde ulusçuluğun ve geç-uluslaşma sürecinin itici gücünü oluşturan bir ittifak olarak İttihat ve Terakki padişahın tek adamlığına karşı milli iradenin cisimleştiği ve temsil edildiği parlamentarizmi benimsemişti. Cumhuriyet döneminin Rousseau’nun çoğunlukçu “genel iradesini” temsil eden Parti ve Meclis’i de bu geleneği sürdürmüştür. 1961 Anayasası yine parlamentarizmi kabul ederken devletin bekçisi olarak ve vesayeti temsilen Cumhurbaşkanının konumunu ve Anayasal Kurumları düzenlemiştir. 1982 Anayasası ise