Cumhuriyet Akademi 15 Mart 2017
Dikran M. ZENGİNKUZUCU
Türkiye 16 Nisan’da yeni bir
Anayasa değişikliği için halkoylamasına gidiyor. Bu Anayasa değişikliği
sürecini kısaca hatırlamak gerekirse 2007 yılında yaşanan Cumhurbaşkanı seçimi
krizi ardından yeni Cumhurbaşkanının seçilmiş olmasına karşın yapılan Anayasa
değişikliği halkoylaması sonucu Cumhurbaşkanının görev süresi 5 yıla indirildi
ve en fazla iki dönem halk tarafından doğrudan seçilmesi kabul edildi. 12 Eylül
2010 Anayasa değişikliği halkoylaması ardından ise yeni ve bütünsel bir Anayasa
yazımı için Meclis’te grubu bulunan 4 siyasal partinin katılımıyla oluşturulan
“Uzlaşma Komisyon”u 2011 – 2013 arasında çalışmalarını sürdürdü. Bu çalışmalar
çoğu Temel Hak ve Özgürlüklerle ilgili 59 Maddede mutabakat sağlanmış olmasına
karşın sonuçsuz kaldı. Bu çalışmalar sırasında AKP Başkanlık sistemi, diğer
partiler ise parlamenter sistem öneriyorlardı. Türkiye’de Başkanlık sistemi
tartışması
Cumhurbaşkanının ilk kez halk tarafından seçildiği 2014 yılında
tekrar alevlendi. Sonuçta iktidar partisi Genel Başkanının Cumhurbaşkanı
seçilmesi tekrar tarafsızlık ve yetki tartışmalarını gündeme taşıdı. Seçim
sonrası bir süreliğine soğuyan ancak gündemden düşmeyen Başkanlık sistemi
tartışmaları 15 Temmuz sonrası MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tavır
değişikliği ve açıklamaları ile tekrar alevlendi ve iki partinin anlaşması ile
çok kısa sürede Komisyon ve Meclis aşamalarını geçip halkoyuna sunulur hale
geldi. Söz konusu Anayasa değişikliği önerisi 2013 deneyiminin aksine gerek
zaman kısıtlaması gerek basın üzerindeki baskı ve kısıtlamalar gerekse de OHAL
koşullarında halkoylamasına gidiliyor olması nedenleriyle kamuoyu, aydınlar ve
akademisyenler arasında tartışılamadı ve toplumsal uzlaşma haline dönüşemedi. Oysa
ki bu öneride yeni sistemin temellerini ciddi şekilde etkileyecek ve 2013 AKP
önerilerinden de farklı bazı unsurlar var.
Başkanlık
ve Denetim
Başkanlık sisteminde yasama ve
yürütme arasında kontrol – denge mekanizması yatay ve dikey olarak bağımsızlık
olarak değerlendirilebilir. Dikey bağımsızlık yerel çıkar ve uygulamaların
merkezileşmiş yönetim ile ilişkileri olarak değerlendirilebilecekken yatay
bağımsızlık milletvekillerinin, özellikle de iktidar partisi milletvekillerinin
liderlerinden ve yürütmenin başından bağımsızlığını gerektirmektedir. Aksi
halde gücün aşırı merkezileşmesi ve denetimsizleşme sonucuna gidilebilir. Bugün
bunların ilki zaten yokken ikincisinin de varlığından bahsetmek pek kolay
değildir.
Değişiklik
Önerisinde Güçler Dengesi ve Parti Disiplini
ABD sisteminde Başkanlık
sisteminin gücü ve avantajının yasama üyelerinin gevşek parti disiplinlerinden
ve Başkanın partisinin her iki Meclis ’de de çoğunluğa sahip olduğu durumlarda
dahi bağımsız karar verebilme yetilerinden kaynaklandığı söylenir[i]. Bu çerçevede,
Fransızların “cohabitation” (birlikte
yaşama) dedikleri bir Başkan’ın çoğunluğu kendi partisinden olmayan bir yasama
ile de daha kolay çalışması mümkün olabilmektedir. Yeni Anayasa değişikliği ile
öngörülen sistemde bu anlamda çok önemli bazı başat düzenlemeler görülmektedir.
Bunların bazıları Cumhurbaşkanının parti bağının devam etmesi, Cumhurbaşkanlığı
ve Meclis seçimlerinin her durumda birlikte yapılması ve Cumhurbaşkanının
Meclis’i fesih (seçimleri yenileme) yetkisi olarak sıralanabilir. Her ne kadar
yeni öngörülen sistemde de Cumhurbaşkanı ile Meclis çoğunluğunun farklı
partilerden çıkması olasılığı var olsa da esas olarak amaçlananın geniş
yetkilerle donatılmış güçlü bir Cumhurbaşkanının çoğunluğu kendi partisinden
oluşan bir Meclis çoğunluğu ile çalışması olduğunu görmek çok da zor değil. Bu
sistemin Cumhurbaşkanına bir üstünlük vererek kontrol-denge mekanizmasını Cumhurbaşkanı
lehine bozma riski çok yüksek görünmektedir. Bu çerçevede ülkedeki yasama
geleneğinin ya da siyasal kültür ve yapının milletvekillerinin kendi parti ve
liderlerinden bağımsız hareket edip edemeyeceklerini, daha özel olarak parti
içi demokrasiyi yeniden sorgulamak yerinde olacaktır. Sadece bu nokta bile bir
sistem değişikliğinin siyasal-toplumsal bir değişim ve süreç olarak
değerlendirilmeden tek başına kaleme alınmasının doğuracağı sonuçları görmek
için yeterli olacaktır.
Yeni Anayasa önerisiyle
getirilen sistemde yasama ve yürütme arasındaki kontrol-denge mekanizması bir
yandan Cumhurbaşkanının Meclis’in çıkardığı yasaları veto hakkı, Anayasa
değişikliklerini halkoylamasına götürebilmesi ve seçimleri yenileme hakkı öte
yandan ise Meclis’in yürütmenin bütçesini görüşmesi ve kabul etmesi, yazılı
soru sorma, Cumhurbaşkanının suç işlediği iddiasıyla Meclis soruşturması
açılması ve Yüce Divan’a sevk, Başkan tarafından alınan Olağanüstü hal
kararının kısaltılması ya da kaldırılması ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile
düzenlenmiş bir hususta yasa çıkararak düzenleme yapabilmek olarak sayılabilir.
Bu denetimin özellikle güçlü bir parti liderinin Cumhurbaşkanlığı altında kendi
partisinden oluşan çoğunluk milletvekilleri tarafından yürütülebilmesi için
milletvekillerinin taşıması gereken bağımsız iradenin kurumsallaşması
kaçınılmaz ve reddedilemez bir gerek olarak Anayasa yapıcıların önündedir.
Her ne kadar Anayasa Madde 69/1 “Siyasî partilerin
faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun
olur” ve SPK Madde 4 “Siyasi partilerin kuruluşu, organlarının seçimi,
işleyişi, faaliyetleri ve kararları Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi
esaslarına aykırı olamaz” şeklindeki düzenlemeler ile parti içi demokrasi için
gerekli altyapı ve şartları koymuş gözükse de SPK’nın genel anlamda siyasal
partilerde lider ve yöneticilerin güdümünü destekler nitelikte düzenlemeler ile
dolu olduğu görülmektedir[ii].
Yasamanın yürütme ya da başka
bir dille tek lider karşısında bağımsızlığı ve denetleme-dengeleme görevini
yerine getirebilmesi yine yasamanın ya da daha özel olarak başta iktidar
partisi olarak milletvekillerinin bağımsızlıkları ve başta parti içi demokrasinin
ve milletvekili adaylarının belirlenmesinde lider sultasının geçerli olmadığı
tabana yayılmış ve demokratik bir yapı ile olanaklı olabilir.
Parti
İçi Demokrasi
Parti içi demokrasi tanımlarını
ve gereklerini kısaca şu şekilde toparlayabiliriz[iii];
·
Tüm
üyelerin parti içi işlere katılımının desteklenmesi,
·
Üyelerinin
parti içerisinde görüşlerini seslendirebilme ve duyurabilme olanağı,
·
Değişik
grupların parti işlerine katılım olanağı,
·
Parti
programının temel ilkeleri çerçevesi tüm görüşlere hoşgörü,
·
Üyelik
ve karar alma mekanizmaları ile ilgili kural ve yönetmeliklerin
demokratikleşmesi,
·
Parti
liderliğinin “sıradan” parti üyelerinin görüş ve haklarına saygı göstermesi,
SPK 7. Maddesi siyasal
partilerin “merkez organları ile il, ilçe ve belde teşkilatlarından; Türkiye
Büyük Millet Meclisi Grubu ile il genel meclisi ve belediye meclisi
gruplarından” oluştuğunu belirtir ve 13 – 37. Maddeleri arasında bunları
detaylıca düzenler. Merkez organlar ile Büyük Kongre, Genel Başkan, Merkez
karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) ile Merkez Disiplin Kurulu (MDK) ifade
edilmektedir.
Parti Büyük Kongresinin yetkisi
Genel Başkanı ve MKYK ile YDK üyelerini seçmek, Parti Tüzük ve programını kabul
etmek ve parti politikaları hakkında düşünce ve öneriler vermektir. Kongre
seçilmiş ve atanmış üyelerden oluşur. Kongrenin atanmış üyelerini Başkan, MKYK
üyeleri (genelde 50 ile 100 kişi arası) YDK üyeleri (en az 7 kişi), partinin
milletvekili ve bakanları ile %15’i geçmemek şartıyla parti kurucuları
oluşturmaktadır. Büyük Kongrenin atanmış üye sayısının yüksekliği ve daha da
önemlisi merkezin yerel teşkilatlar üzerindeki baskısı nedeniyle seçilen
üyelerin oluşumu parti üyelerinin parti yönetimi ve parti politikaları
üzerindeki etkisini kısıtlamaktadır.
Bir diğer parti içi demokrasi etmeni
ise disiplin ve ihraç mekanizmasıdır. Partilerin disiplin organları
kendiliğinden çalışamamakta ve genelde Başkan ve/veya MKYK bir üyeyi YDK’ye
sevk edebilmektedir. En önemli sevk nedeni ise “parti tüzük ve programına
aykırı eylem ve faaliyetler” olmaktadır. Ancak parti üyelerinin YDK kararlarına
karşı idari mahkemelere başvuru hakları bulunmaktadır (SPK 57. Madde). Parti
Başkanları ve yönetimlerinin bu güçlerini geniş şekilde parti içi muhalefeti
susturmak ve baskılamak için kullandıkları bilinen bir olgudur.
Öte yandan, SPK 19 ve 20.
Maddeler MKYK’ya parti yönetmeliklerine göre il ve ilçe teşkilatlarını görevden
alma hakkı tanımaktadır. Bu açık uçlu ve geniş yetki çoğunlukla parti
yönetimleri tarafından tabanın çoksesliliğini ve muhalefetini bastırmak için
kullanılmaktadır[iv].
Parti bütçesinin kontrolü ve kullanımının da tamamen merkezi organların
yetkisinde olması (SPK Madde 73) parti yönetimlerini güçlendiren ve muhalefeti
sınırlayan bir uygulama olarak ortaya çıkmaktadır[v].
Milletvekili
Adaylarının Belirlenmesi
Milletvekillerinin bağımsız ve
kendi iradeleriyle karar verebilmeleri için en önemli gereklerden biri olarak
milletvekili adaylarının belirlenme yöntemi sayılabilir. Milletvekillerinin
parti yönetimleri yerine tabanlarına ve temsil ettikleri geniş halk kitlelerine
dayanmaları gerektiğinde parti başkanları olan bir Cumhurbaşkanına karşı
denetleme görevlerini yaparlarken bir güvence elde etmeleri anlamına gelir. SPK
Madde 37 siyasal partilerin milletvekili adaylarını seçme yöntem ve ilkelerini kendilerinin
belirleyebileceklerini belirtir. Bunlar genel anlamda merkez listesi, merkez
yoklaması, teşkilat yoklaması ve ön seçimdir. Çoğu partinin milletvekili
adaylarını merkezi listeler ya da merkez yoklamaları ile belirledikleri
görülmektedir. CHP ve HDP belirli oranlarda ön seçimle aday belirlemektedirler.
CHP 2015 seçimlerinde 85 seçim bölgesinin 55’inde ön seçim yapmıştır.
Parti merkezlerinin
milletvekilleri üzerinde kullanabildikleri bir diğer baskı aracı ise Meclis
oylamalarında alınan “grup kararları” olmaktadır. Milletvekillerinin grup
kararına uymaması parti yönetimleri tarafından yeniden aday gösterilmemek ve
partiden ihraca varabilecek yaptırımlarla karşılanabilmektedir.
Sonuç
Sert ve güçlü parti disiplini
lider ve yöneticilerin hakimiyetine ve giderek güçlenen parti içi oligarşi
eğilimlerine yol açmaktadır[vi]. Türkiye’de siyasal
partilerin aşırı merkezileşmesi sonucu merkezi yönetimler yerel örgütler
üzerinde büyük güç ve otorite elde etmişlerdir[vii].
Başkanlık sistemi parlamenter
sistemlere göre çok daha keskin “güçler ayrılığı” öngörmektedir. Yukarıdaki
gibi disiplinli partilerden oluşan bir sistemde, Başkan ve çoğunluk partisinin
farklı olduğu durumlarda sistemin kilitlenmesi, aynı olduğu durumlarda ise
parti liderliğinin hakimiyeti altında kontrol-denge sisteminin kırılması
tehlikeleri bulunmaktadır.
Bu çerçevede, Başkanlık sistemi
kuran bir Anayasa önerisinde bazı geliştirmeler ve buna paralel olarak SPK’da
bazı değişiklikler düşünülmelidir. Bunlardan bazıları şöyle özetlenebilir;
A.
Parti
içi demokrasi
·
Parti
üyeliği kolaylaştırılmalı ve serbestleştirilmelidir. Parti yöneticileri bazı
belirli kıstaslar dışında üyelik başvurularını reddedememelidir (örneğin yaş,
tabiiyet, suç kaydı, başka bir partiye üyelik gibi),
· Parti
örgütlenmesi demokratik ilkelere göre yeniden yapılanmalıdır. Büyük Kongre
üyeleri mümkün olduğunca yüksek oranda seçimle gelmeli, tüm yetkiler Başkan ve
MKYK elinde toplanmamalı, yerel teşkilatların keyfi görevden alınması
engellenmeli ve yetkileri arttırılmalıdır.
·
YDK
merkezin etkisinden çıkarılmalı, bağımsız ve tarafsız bir parti içi organ
haline getirilmelidir.
·
Parti
içi mali kontrol yerel teşkilatlara açılmalıdır.
B.
Milletvekillerinin
bağımsızlığı
·
Cumhurbaşkanının
Meclis’i fesih (ya da seçimleri yenileme) yetkisi kaldırılmalıdır,
·
Meclis
seçimleri her durumda Cumhurbaşkanı ile birlikte yapılmak zorunda olmamalıdır.
Bunun yerine ABD ve Fransa’daki gibi Meclis’in 1/3’ü her 2-3 yılda bir
yenilenmelidir. Bu durumda erken seçim olasılığı da ortadan kalkacak ve seçim
takvimi herkes tarafından bilinir olacaktır.
· Milletvekili
adaylarını belirlemede ön seçim yöntemi her parti için ve tümüyle zorunlu
olmalıdır. Seçim takvimi belirli olacağından ön seçimlerin örgütlenmesi de daha
kolay olacaktır.
·
Meclis
gruplarında bağlayıcı “grup kararı” yasaklanmalıdır.
Bu şekilde, partilerin
ve seçilmiş temsilcilerinin güçlerini başka kendi seçmenleri ve tabanlarından
alarak daha güçlü ve bağımsız pozisyona getirilmeleri öncelik olmalıdır.
[i] H.R. Winter, T.J. Bellows, Conflict and Compromises – An
Introduction to Politics, (New York, Harper Collins, 1992), 231 – 232.
[iii] W. Hofmeister, K. Grabow, Political parties: functions and
organisation in democratic societies (Singapore
Konrad Adenauer Stiftung,, 2011) , 50.
[iv] A. İyimaya, Siyasal Partilerde Teşkilat Yönetimi Görevden
Almanın Hukuki Rejimi (TBB Dergisi, 26, 2006), 134.
[vii] E. Özbudun, “The Institutional Decline of Parties in
Turkey”, Political Parties and Democracy, Ed: Larry Diamond (The Johns Hopkins
University Press, 2001), 246 – 247.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder